BEL AÄžRISI
Bel ağrısı adeta salgın boyutlanndadır. Nedenleri hala tam anlaşılamamışsa da tedavi olanakları artmıştır; en güvenilir tedavi de vücudun kendini iyileştirici gücüdür.
Hayatta genellikle iki ÅŸey kesindir: ölüm ve vergiler. Daha gerçekçi bir yaklaşımla buna bir de bel aÄŸrısını ekleyebiliriz. Öyle ki eriÅŸkinlerin % 80′i er geç bel aÄŸrısından yakınır. Muayenehaneye yapılan ziyaretlerin, hastaneye yatışların, ameliyatların ve iÅŸe devamsızlığın baÅŸta gelen nedenlerinden biridir bel aÄŸrısı. ABD’de bel aÄŸrısına baÄŸlı tıbbi harcamalar ve sakatlık tazminatları yılda
50 milyar doları bulmaktadır. İşin sevindirici yanı ÅŸudur: Bel aÄŸrısı çeken hastaların çoÄŸu, aÄŸrı ÅŸiddetli olsa bile, hızla ve hemen hemen tamamen iyileÅŸebiliyor. Tedavide hangi yöntem kullanılırsa kullanılsın, iyileÅŸme kuraldır; hatta bu gibi hastalar tedavi edilmeseler de sonunda iyileÅŸirler. Bel aÄŸrısı olanlann ancak azınlığı iÅŸe gelemez. iÅŸe gelemeyenlerin çoÄŸu da en geç altı hafta içinde iÅŸlerine dönerler. Bel aÄŸrısı olanların ancak yüzde birkaçı iÅŸlerine geri dönemezler (Herhangi bir anda, çalışan insanların ancak %1′i süreÄŸen bel aÄŸrısı çekmektedir). Demek ki had (akut) bel aÄŸrısı olan hastalar üzülmemelidir; büyük olasılıkla iyileÅŸeceklerdir. Kötü olanı ÅŸudur: Tekrarlamalar sıktır; hastaların çoÄŸunluÄŸunda bir gün yine bel aÄŸrısı baÅŸlar. Neyse ki bu
tekrarlar da ilk bel ağrısı gibi hızla ve hatta kendiliğinden iyileşirler.
Ağrının Kaynakları
Bel ağrısı, belimizdeki çeşitli anatomik yapılardan kaynaklanan, farklı nedenlere bağlıdır. Bel ağrısının esrarı da, onun nedenlerinin kolayca bulunmamasındandır. Bel kasları ve eklem bağları (ligament) bel ağrısı yapabileceği gibi omurlararası eklem yüzeylerinin iltihabı (artrit) ve omurlararası diskler bel ağrısının nedeni olabilir. Bel fıtığı (tip diliyle disk hernisi) denilince şu anlaşılır: Omurlararasında bulunan disklerden biri fıtık yapmıştır; yani yerinden kaymıştır. Her diskin ortasında yastık gibi yumuşak bir doku vardır; diskin kenarlarıysa bağ dokudan yapılmış sert bir çember şeklindedir. Bel fıtığı olanlarda ortadaki
yumuşak doku yırtılmış olan sert çemberden dışarı kayar ve en yakınındaki sinir köküne baskı yaparak ağrı verir. Bel ağrısının nedeni omurganın ortasındaki kanalın daralması (spinal stenoz) sonucu bir sinirin sıkışması da olabilir; omurga kanalının daralması genellikle yaşlılarda disklerin, eklem yüzeylerinin ve eklem bağlarının aşınması sonucudur.
Bel aÄŸrısı omurganın doÄŸuÅŸtan anormalliklerine de baÄŸlı olabilir. Bunlar genellikle aÄŸrısızdır; fakat ilerlemiÅŸ ÅŸekilleri aÄŸrı yapabilir. Böbrek, pankreas, aort ve cinsel organların hastalıklarında da aÄŸrı bele vurabilir. Nihayet bel aÄŸrısı kanser, kemik iltihabı ya da nadir eklem iltihapları (artrit) gibi çok ciddi hastalıkların bir belirtisi olabilir. Neyse ki bu gibi tehlikeli hastalıkların bel aÄŸrısı yapması son derece nadirdir. Bel aÄŸrısı olanların %98′inde bel kası, eklem bağı, kemik veya disklerde, omurganın zorlanmasına baÄŸlı geçici bir bozukluk vardır.
Belin anatomik yapısının çok karışık olmasına ek olarak hastanın yakınmalarıyla, tıbbi görüntüleme yöntemleri ve hastadaki anatomik ve fızyolojik deÄŸiÅŸiklikler arasında ancak zayıf bir iliÅŸki vardır. Bu da bel aÄŸrısının nedenini bulunmayı zorlaÅŸtırır. Bu koÅŸullarda tanıda ilk önce kanser ve iltihap gibi çok ciddi aÄŸrı nedenleri aranıp aradan çıkarılır; çünkü bunların tanısı göreceli olarak kolaydır. Sonra hastada bir omurilik sinirinin sıkışıp sıkışmadığı veya tahriÅŸ edilip edilmediÄŸi araÅŸtırılır. Bu olasılıklar bir yana bırakıldıktan sonra ise bel aÄŸrısı olan hastaların % 85′ine kesin bir tanı konamaz. Hastalarm çoÄŸu bel aÄŸrılarını baÅŸlatan bir olay hatırlayamaz, fazla ağırlık kaldırma veya kaza geçirme bel aÄŸrısı baÅŸlatabilirse de çoÄŸu kez böyle ÅŸeyler olmamıştır. Bel aÄŸrısı genellikle, görünürde bir neden olmadan aniden baÅŸlar; tıp dünyası, bu belirsizliÄŸin bir sonucu olarak çoÄŸu kez çeÅŸitli nedenler arasından birinde karar kılamaz.
Bel aÄŸrısı sıklıkla yaÅŸamın streslerine baÄŸlıdır. Innsbruck Üniversitesi’nden Astrid Lampe ve arkadaÅŸları, Mayıs 1998′de hayatın zor anlarıyla bel aÄŸrısı arasında bir iliÅŸki buldular. Lampe daha önce de bel aÄŸrısı anatomik bir nedene baÄŸlanamayan kiÅŸilerde, baÄŸlanabilenlere oranla daha stresli bir hayata rastlandığını yayımlamıştı. New York Üniversitesi Tıp Merkezi Rusk Rehabilitasyon Merkezi’nden John E. Sarno, çözülememiÅŸ duygusal sorunların belde gerginlik yaparak aÄŸrıya yol açacağı kanısındadır. Aslında bu gibi hastalann ruhlarındaki fırtınadan kaçmak için bel aÄŸrısına sarıldıkları söylenebilir. Sarno ruhsal stresleri olan hastalarını psikolojik yöntemlerle tedavi etmiÅŸtir.
Aşırı egzersiz yapma sonucu sık olarak bel kaslarında basit ağrı ve acımalar olur. Yaşlanma sonucu bel disk ve bağlarında doğal aşınma ve küçükyırtıklar olabilir ve bunlar da ağrı yapabilir. Bel ağrısının nedenini bulmak bilimden çok, bir sanattır. Kendiliğinden iyileşme kural olduğundan, ciddi bir hastalık bulunup bulunmadığı araştırıldıktan sonra çoğu kez bel ağrısının gerçek nedenini aramak bile gereksizdir.
Tanıda Zorluklar
Bel aÄŸrısının kesin tanısındaki zorluk üzerine, Washington Üniversitesi’nden D.C. Cherkin, ABD’de farklı uzmanlık dallarından olan doktorlara, bel aÄŸrısı olan hasta öyküleri yollayarak tanılarını sordu. Hastalar aynı olmasına karşın gelen yanıtların birbirinden çok farklı oluÅŸu, durumun ne kadar belirsiz olduÄŸunu açıkça gösteriyordu. Her doktor kendi uzmanlık dalındaki tanılara ağırlık veriyordu. ÖrneÄŸin romatizma uzmanı eklem iltihabını düşünerek kan testleri, sinir cerrahı bel fıtığı açısından bilgisayarlı tomografı (BT) veya manyetik rezonans görüntüsü (MRI), sinir hastalıkları uzmanı sinir hastalığı olabilir diyerek kas elektriÄŸi kaydı (EMG) istiyordu. Açıkçası, kafası karışan yalnız hastalar deÄŸil, aynı zamanda doktorlardı.
Yakın zamana deÄŸin doktorlar, bel aÄŸrısı olan hemen her hastada bel omurgasının röntgenini istiyorlardı. ÇeÅŸitli araÅŸtırmalar bu yaklaşımın sakıncalarını ortaya koydu. İsveç’te 10 yıl süren bir inceleme, en azından 50 yaşın altındaki hastalarda, bel omurgası röntgeninin muayeneden daha fazla bir ÅŸey göstermediÄŸini ortaya çıkardı: Her 2500 hastadan yalnızca birinde
beklenmedik bir röntgen bulgusu vardı.
Kitle tarama incelemeleri de gösterdi ki bel röntgeniyle bulunan bazı anormallikler, aslında hastadaki ağrının nedeni değildir. İş veya askerlik öncesi bel ağrısı olmayan çok sayıda insandan alınan bel röntgenlerinde bazı bel omurgası anormallikleri, bel ağrısı olanlarla olmayanlarda aynı sıklıkla görülüyordu. Bir başka deyişle bel röntgeninde anormallik olması, o hastada mutlaka bel ağrısı olduğu anlamına gelmiyordu. Bel röntgeni, doktoru yanlış tanılara götürebiliyordu.
Öte yandan bel röntgenleri cinsel organlara, bir akciğer röntgenine göre 100 kat daha fazla radyasyon zararı verir. Nihayet aynı röntgene farklı röntgen uzmanları farklı tanılar koyabilir; bu da var olan belirsizliği artırıcı ve uygun tedavinin bulunmasını önleyici bir şeydir. Varılan sonuç şudur: Bel röntgeni yalnız yüksekten düşme veya trafik kazası gibi ciddi olaylarda çekilmelidir.
Tıp uzmanları bilgisayarlı tomografı (BT) ve manyetik rezonans görüntüleme (MRI) gibi ileri röntgen teknikleriyle daha kesin tanılar koyacaklarını umdular. Fakat hiç de öyle olmadı. Bu gibi yöntemlerle hiç bel ağrısı olmayan insanlarda çeşitli anormallikler bulundu.
1990′da George Washintgon Üniversitesi Tıp Merkezi’nden S.C. Boden ve ekibi, bel aÄŸrısı veya siyatikten hiç yakınmamış olan 67 hastayı incelediler. Bel fıtığı sıklıkla bel aÄŸrısının nedeni olarak gösterilmiÅŸtir. Öte yandan 60 yaşın altındaki insanların beÅŸte birinde hiç bel aÄŸrısı olmadığı halde, BTveya MRI bel fıtığı göstermiÅŸtir! Bu gibilerin yarısında bel fıtığı diskin kabarması evresindeydi; bel fıtığının bu en hafıf ÅŸekli de sık olarak aÄŸrının nedeni olarak düşünülmüştür. MRI, 60 yaşın üstünde olanların üçte birinde bel fıtığı, yaklaşık % 80′inde kabarmış disk ve hemen hemen hepsinde yaÅŸlılığa baÄŸlı disk dejenerasyonu gösterdi. Gençlerde nadir olan omurilik kanalı daralması (spinal stenoz), 60 yaşın üstünde ve hiç bel aÄŸrısı olmayan insanların beÅŸte birinde bulundu. Benzer olarak, 1994′te Hoaq Memorial Hastanesi’nden (Kaliforniya) M.N. Brant-Zawadski ve ekibinin yaptıkları incelemede, 98 aÄŸrısız hastanın üçte ikisinde anormal disk bulundu. Bunlardan çıkan sonuç ÅŸudur: BT veya MRI bel fıtığı gösterirse bıınun anlamı hastada yalnızca bel fıtığı olduÄŸudur; aÄŸrının nedeni bel fıtığı olmayabilir. Bir baÅŸka deyiÅŸle bel fıtığının aÄŸrısız da olabileceÄŸi anlaşılmıştır.
Artık şöyle düşünmemiz gerekiyor: BT veya MRI bel omurlarında bir anormallik gösterirse bunun bel aÄŸrısının nedeni olup olmadığı kesin olarak söylenemez; bu anormallik aÄŸrısız olup rastlantı sonucu bulunmuÅŸ da olabilir. Ayrıca en iyi BTve MRI’ler bile beldeki bir kas spazmını veya baÄŸ incinmesini her zaman gösteremez. Bir ortopedist haklı olarak şöyle demektedir: “Hastada klinik bulgular yokken, sırf MRI anormal diye ameliyat etmek, felakete doÄŸru ilk adımdır”. Hastanın muayenesi en az BT veya MRI kadar gereklidir.
Durumu zorlaÅŸtıran bir baÅŸka husus da had (akut) bel aÄŸrısı olan hastaların hızla iyileÅŸmesidir. Tedavileri karşılaÅŸtıran bir çalışma göstermiÅŸrir ki iyileÅŸme süresi, tedaviyi yapan ister aile doktoru, ister ortopedik cerrah olsun deÄŸiÅŸmemektedir. Buna karşı tedavi masrafları farklıdır; aile doktoru en ucuz, ortopedist en pahalı tedaviyi vermektedir. Hipokrat’ın doktorlara “Primum non nocere” (önce hastana zarar verme) öğüdü özellikle bel aÄŸrılarında geçerlidir. Had bel aÄŸrılarının hemen daima geçici olduÄŸu unutulmamalıdır.
Eskiden bel ağrılarında uzun süre yatak istirahati verilirdi. Bu yaklaşımın iki dayanağı vardı: Bazı hastaların yatınca geçici de olsa ağrıdan kurtulması ve omurlararası diskler içindeki basıncın yatar durumda en düşük olması. Ancak suçlanan disk masum olabilir; ayrıca hastaların çoğu zaten zamanla iyileşir. Bu gerçeklere karşın, 10 yıl öncesine kadar, bu gibi hastalara 1-2 hafta tam yatak istirahati (yalnız tuvalet için ayağa kalkma izni) veriliyordu. Yatak istirahatinin gözden düşmesi, eski doktorlann her hastalıkta hastadan kan almalarında (hacamat vb) olduğu gibi, çok çabuk oldu. Bugün 1-2 hafta yatak istirahatı afaroz edilmiştir; hasta olabildiğince çabuk günlük işlerine dönmektedir.
Kısa Yatak İstirahati
Uzun yatak istirahati hala standart uygulamayken, bu makalenin yazarı ve ekibi, 7 günlük ve 2 günlük yatak istirahatlerini kıyasladılar. Sonuç çarpıcıydı: Ağrıdaki 3 hafta sonraki ve 3 ay sonraki hafifleme, hareketin kısıtlanması, günlük işleri yapabilme ve tedaviden memnun kalma bakımından hiçbir fark yoktu. Doğal olarak, uzun süre istirahat edenler işlerine daha az gidebildi. Ağrının şiddeti, süresi ve muayene bulguları, hastanın kaç gün istirahat etmesi gerektiğine bir ölçü olamıyordu. Hastanın yatakta kaldığı gün sayısını belirleyen tek şey doktorun tavsiyesiydi.
Başka çalışmalar da bu görüşü doğruladı. 4 gün istirahatle 2 gün istirahat veya hiç istirahat etmemek arasında bir fark yoktu. Egzersize devam etmenin ağrıyı artıracağı veya iyileşmeyi geciktireceği korkusu yersizdi. Aslında günlük işlere devam etmek, istirahatten daha iyi sonuçlar vermektedir. Had bel ağrısında ağrıya rağmen işlerine devam edenlerde ağrının kronikleşmesi (3 aydan fazla sürmesi) daha az görülmektedir; böyle hastalar, yatarak ağrının geçmesini bekleyenlere oranla, sağlık servislerine daha az başvurmaktadırlar (Doğal olarak kas kuvvetiyle hayatlarını kazananlar- hamallar, sporcular vb- işlerine oturarak çalışanlar kadar çabuk dönemezler. Bunlara tam iyileşene kadar daha hafıf bir iş verilebilir).
Son araştırmalar birçok edilgen tedavinin de hiçbir yararı olmadığını göstermiştir. Örneğin, bel ağrısında çekme (traksiyon), TENS (deriden hafıf elektrik vererek ağrının giderilmesi) ve omurganın küçük eklemlerine kortizon benzerleri enjekte etmenin uzun vadede hemen hemen hiçbir yararı yoktur. Buna karşı had veya kronik bel ağrısının önlenme tedavisinde egzersiz çok önemlidir. Tek bir egzersiz şekli yetersizdir; genel olarak geliştirici aerobikle birlikte, sırt kaslarını kuvvetlendirici özel egzersizler uygulanmalıdır.
Bugün şu nokta kesin olarak anlaşılmıştır: Beldeki ağrı geçtikten sonra programlı bir şekilde egzersiz yapanlarda ağnnın tekrarlaması çok azalmaktadır. Egzersiz, hastayı eğitmekten (örneğin, dizleri kırmadan yerden ağır bir şey kaldırmaktan kaçınmak gibi) veya korse vermekten çok daha etkilidir. Kronik bel ağrısı olanlar da egzersizden yararlanır. Had bel ağrısı olanlar, ağrılı dönemde işlerine devam etmekle beraber, egzersiz yapmamalı, egzersize ağrı geçtikten sonra başlamalıdır. Buna karşı, kronik bel ağrısı olanlar ağrı varken bile egzersizden yararlanırlar.
Tedavi stratejisinin öteki ucunda ameliyat vardır. Ameliyat için ÅŸu koÅŸullar gereklidir: BT veya MRI’de bel fıtığı, bu bel fıtığına uyan bir aÄŸrı, omurilikten çıkan sinir köklerinin baskı altında oluÅŸu ve ameliyat dışı tedavilere 6 hafta cevap vermemek.
Bu gibi hastalarda ameliyat, ağrıyı daha hızlı geçirir. Ne yazık ki, bu koşullara uymayan birçok hasta da ameliyat edilmektedir. Bu yüzden ameliyata rağmen ağrının devam ettiği birçok olgu bilinmektedir. Doğal olarak ağrının nedeni bel fıtığı değilse, ameliyat ağrıyı geçiremez.
Bel Ağrısında Cerrahi
Bel fıtığının üzerinde biraz durmak gerekir. Bel fıtığı 30 ile 50 yaÅŸlar arasında çok sıktır. Bel fıtığının en önemli belirtileri bacakta aÄŸrı, uyuÅŸma ve karıncalanmadır; öyle ki çoÄŸu kez bacak aÄŸrısı bel aÄŸrısından fazladır. MRI’nin bel fıtığı göstermesiyle yetinilmemelidir; muayenede ÅŸu bulgular da olmalıdır: omurilikten çıkan sinir köklerinin baskı altında oluÅŸu, bacak reflekslerinin anormal oluÅŸu, bacakta his azalışı, bacakta kas kuvvetinin ve hareketin azalışı. Ancak MRI ve muayene bulguları uyumluysa bel fıtığı düşünülmelidir.
Son çalışmalara göre bel fıtığı olanlarda bile kendiliÄŸinden iyileÅŸme kuraldır. MRI çalışmaları gösterdi ki omurlararası diskin fıtık yapmış (yerinden kaymış) bölümü zamanla kendiliÄŸinden büzülür ve hastaların % 90′ı bir yıl içinde iyileÅŸir. AÄŸrıya yol açan bel fıtıklarının yalnızca % 10′u ameliyat gerektirir. Bel aÄŸrılarının çoÄŸu bel fıtığına baÄŸlı olmadığından, bu gibi hastaların yalnızca % 2’sinde ameliyat zorunludur.
Bu gerçeklere raÄŸmen bel fıtığı en sık ameliyat edilen bel hastalığıdır. 280 bel aÄŸrılı hastayı uzun süre inceleyen (Oslo Ullevaal Hastanesi’nden) Henrik Weber, bel aÄŸrılarında bu kadar sık ameliyat yapılmasının gereÄŸini sorgulamaktadır. Her ne kadar ameliyat olanlarda ameliyatsız tedaviye oranla aÄŸrı daha hızlı kayboluyorsa da uzun vadede bu fark silinir. 4 ve 10 yıllık izlemelerde ameliyatlı ve ameliyatsız tedavi edilenler birbirinden ayırt edilemez. Demek ki hastanın tercih ettiÄŸi ameliyatsız bir tedavi yabana atılmamalıdır.
65 yaşın üstündekilerde bel ameliyatlarının birinci nedeni spinal stenozdur (omurga kanalının darlığı). 1979-1990 arasında bel fitığı ameliyatları %39, spinal stenoz ameliyatları % 343 artmıştır. Bu artışın nedeni belli deÄŸildir; fakat yeni BT ve MRI tekniklerinin spiral stenozu daha sık göstermesine baÄŸlı olabilir. Bu hastalıkta ameliyatm gereÄŸi daha da tanışmalıdır. Spinal stenozun amelivatla tedavisi oranı çok deÄŸiÅŸkendir. ÖrneÄŸin ABD’de 65 yaşın üstündekilerde spinal stenoz ameliyatı yüz binde otuzken Utah’ta 132′dir.
Spinal stenoz cerrahisi, bel fıtığından daha karmaşıktır. Bir kere omurga kanalı darlığı tek bir düzeyde değil, omurga boyunca birçok düzeyde oluşur; aslında bel fıtığında da durum budur. Ayrıca bu hastalar yaşlıdır ve ameliyat sonrası olumsuzluklara daha açıktır. Nihayet bu hastalıkta bel fıtığına göre ameliyatlı ve ameliyatsız tedavi sonuçları nasıldır? Bunu iyi bilmiyoruz. Spinal stenoz belirtileri ilerleyici olmadığından ameliyat acil değildir; bunda yine hastaların tercihleri rol oynamaktadır.
Bel aÄŸrıları ABD’de her yıl 50 milyar dolar kayba yol açtığından önemsiz sayılamaz. Halkın çoÄŸu bu duruma omuz silkip geçer. Hemen herkeste bel aÄŸrısı olur; o halde bel aÄŸrısını hayatın bir parçası saymak gerekir. Hastaya diÅŸini sıkması, en çok birkaç haftada aÄŸrının kendiliÄŸinden geçeceÄŸi anlatılmalıdır. Ameliyat konusundaki tavsiyeler o kadar deÄŸiÅŸkendir ki bel aÄŸrısı uzmanları ameliyata ihtiyatla yaklaÅŸmalı ve hastanın hangi tedaviyi tercih ettiÄŸine önem vermelidirler.
Bel aÄŸrılarının giz dolu oluÅŸu ve önemli ekonomik kayıplara yol açışı bu konudaki araÅŸtırmaları hızlandırmıştır. Bazı doktorların “iki aspirin al ve sabah beni ara” ÅŸeklindeki kliÅŸeleÅŸmiÅŸ tavsiyesi hatıra gelmektedir. Daha olumlu bir yaklaşım şöyle olmalıdır: “Gerek duydukça aÄŸrı hapları al; kendini formda tut; had bel aÄŸrılarında yatıp aÄŸrının geçmesini bekleme, günlük iÅŸlerine devam et ve bir hafta içinde olacak deÄŸiÅŸiklikleri bana bildir”. Bel aÄŸrısı insanı periÅŸan edebilir; fakat geçicidir. Sabır ve zamanla bel aÄŸrılarının çoÄŸu kendiliÄŸinden geçer.
Posted in Sancı on Nisan 12th, 2007 by admin | | 0 Comments
BOYUN AÄžRILARI
BOYUN AÄžRILARI
Boyun ağrıları bel ağrıları kadar sık görülmemekle birlikte, her yaş grubunda karşılaşılabilen, yaşam kalitesini düşürüp iş gücü kaybına neden olabilen önemli bir sorundur.
Boyun ağrısı nedenleri 3 temel grupta incelenebilir:
Kas iskelet sistemi kaynaklı mekanik nedenler
Boyun dışı bölgelerin hastalıklarının neden olduğu ağrının boyun bölgesinde hissedilmesi (yansıyan ağrı)
Boyun bölgesini tutan yangısal, enfeksiyöz ve tümöral hastalıklar.
Akut boyun ağrısının en sık nedenleri:
Boyun fıtığına bağlı ağrı atakları
Miyofasyal ağrı sendromu
Boyun bölgesindeki yumuşak dokuların zorlanması (Servikal strain)
Kronik boyun ağrısının en sık nedenleri:
Boyun kireçlenmesi
Sık görülen bazı iltihaplı romatizmal ağrılar (Ankilozan Spondilit, Romatoid artrit)
Fibromiyalji
Yanlış duruş, psikolojik stres, soğuğa maruz kalmak, yorgunluk gibi etkenler boyun bölgesinde ağrı nedenidir. Uzun süreli bilgisayar – daktilo kullananlar, sürekli tek noktaya odaklaştıkları için boyun kaslarının yeterince hareket etmemesi sonucu ağrı çekerler.
Özellikle stres boyun kaslarında kasılmaya neden olur ve boyun ağrısı ve gerilim baş ağrısı ortaya çıkar. Bu şekilde ortaya çıkan ağrılarda kas gevşeticilerin yanı sıra bölgeye yapılan enjeksiyonlar, gevşeme egzersizleri, fizik tedavi yapılması ve antidepresan ilaç verilmesi yoluna gidilir.
Boyun Fıtığı
Belde olduğu gibi boyunda da fıtık olabilir. Omurları birbirinden ayıran diskler yarı eklem sayılırlar. Disk ortasında jel kıvamında bir madde ve bunun çevreleyen yastıkçıklardan oluşur. Bu yastıkçıklardan daha dışta olanlar içtekilere göre serttirler. Yaşın ilerlemesi ve travmaya maruz kalma durumlarında bu yastıkçıklar yıpranmaya başlar. Dıştaki tabaka giderek incelir, ani yapılan ters bir hareket sonrasında yırtılır.
İçteki jel kıvamındaki madde bu yırtıklardan dışarı doğru kayarak, omurilikten çıkıp kolumuza giderek o bölgelere hareket emri veren veya o bölgelerin duyusunu algılamanızı sağlayan sinirimize baskı yapar. Böylece boyun-kol ağrısı ve o kolumuzda uyuşma, karıncalanma, bazen de güçsüzlük hissederiz.Böyle durumlarda ilaç tedavisinin yanı sıra öncelikle istirahat, daha sonra fizik tedavi, yetmediği durumda ise son zamanlarda gelişen tekniklerle bölgeye iğne (epidural steroid enjeksiyonu) veya kateter (epidural lizis) adı verilen ince sondalarla girilerek ilaç verilmesi, bu da olmadığı taktirde cerrahi girişim gerekebilir. Hasta düzenli olarak boyun egzersizlerini yaparak ve boyun koruma prensiplerine uyarak ağrının sık tekrarlamasını önleyebilir.
Boyun Kireçlenmesi
Servikal omurgayı meydana getiren yapıların (kemik, bağ, kas) yozlaşması sonucu ortaya çıkan ve buna bağlı sinir ve damarsal bozuklukları da içeren klinik bir tablodur. Nedenlerinin yaşlanma, mikro travmalar, makrotravmalar, duruş bozuklukları ve genetik faktörler olduğu düşünülmektedir. Boyun ağrısı, kola yayılan ağrı, baş ağrısı, boyunda tutukluk, kolda güçsüzlük - hissizlik - yanma - batma, ellerde zayıflık - beceri azalması - uyuşma - karıncalanma, kulak çınlaması, baş dönmesi ve bulanık görme gibi yakınmalara neden olabilir.
Boyun kireçlenmesine bağlı ağrının tedavisinde kullanılan yöntemler:
İstirahat
Boyun korsesi
İlaç tedavisi
Fizik tedavi
Egzersiz
Enjeksiyon yöntemleri
EÄŸitim
Servikal Strain
(Boyun bölgesindeki yumuşak dokuların zorlanması):
Travma ve duruş bozukluğu sonucu gelişen, boyunda tutukluk ve lokal ağrı ile karakterize bir tablodur. Masa başında çalışanlarda olduğu gibi boynu uzun süre aynı pozisyonda tutmak, yatarak televizyon seyretmek, uygun olmayan yastık ve yatakta yatmak gibi nedenler boyunda zorlanmaya yol açabilirler. Kaslarda kasılma gelişeceğinden boyundaki normal olan eğrilik azalır, boyun hareketleri ağrılı ve kısıtlı olur. Boyna yönelik radyolojik tetkiklerin sonucu genellikle normaldir.Tedavi; ilaç, fizik tedavi ve egzersiz yöntemleri ile mümkündür.
Posted in Sancı on Nisan 12th, 2007 by admin | | 0 Comments
Trigeminal Nevralji
Trigeminal Nevralji ( Ağrılı Kasılma ), beyinden çıkan ve yüz ve çiğneme sinirlerinden olan 5. sinir yani Trigeminal sinirin çok şiddetli ağrılı bir hastalığıdır.

Ataklar halinde gelen, yüzün bir yarısında olan, çok ÅŸiddetli ” elektrik çarpması ” ve ” ÅŸimÅŸek çakması ” ÅŸeklinde ifade edilen aÄŸrılı bir durumdur. AÄŸrı genelde çene ucu, dudak kenarı ve kulak önü gibi bölgelerden kaynaklanır ve yüz yıkama, yemek yeme, diÅŸ fırçalama ve hatta konuÅŸma gibi durumlarda dayanılmaz aÄŸrıya sebep olur.
Arada ağrısız dönemler olabilir ama çoğunlukla başladıktan sonra tekrarlayarak ve kontrol altına alınmazsa artarak devam eder.
Sebepler:
Sebebi bilinmeyenler.
Beyindeki kan damarlarının genişleyerek sinire baskı yapması.
Multipl Skleroz gibi sinirlerde bozulmayla giden hastalıklar.
Trigeminal sinire baskı yapabilen beyin tümörleri ( nadir ).
Diş tedavisi veya cerrahi tedavi sırasında sinirin dallarına zarar verilmesi.
Tanı:
Trigeminal nevraljinin tanısı hastanın aÄŸrısını tarif etmesi ve muayene edilmesi ile konur. Herhangi bir sebebe baÄŸlı olmadan geliÅŸebileceÄŸi gibi istenmeyen kötü bir etkenin, varsa, saptanabilmesi için mutlaka beyin MR’ ı çekilmelidir.
Tedavi:
1. İlaç tedavisi : Hastaların çoğunda uygun ilaçların kullanılması ile ağrı kontrol altına alınabilir. Ancak, Trigeminal nevralji tedavisi için kullanılan ilaçların yan etkileri olabileceği için mutlaka doktor kontrolü ve önerisi ile kullanılmalıdır.
2. Trigeminal sinire radyofrekans ile ısı uygulanması : Belirli bir yaşın üstündeki hastalarda veya ameliyat olmayı reddeden hastalarda uygulanabilen bir tedavidir. Radyofrekans dalgaları ile Trigeminal sinirin problemli kısmının ağrı oluşturması önlenmeye çalışılır. Hastaların çoğunda 6 ay ile 5-6 yıl arasında değişen sürelerde fayda sağlanabilir. Ama ağrı tekrarlayabilir ve yan etki olarak da yüzde kalıcı uyuşmaya ve hissizliğe sebep olabilir.
3. Cerrahi tedavi .
Posted in Sancı on Mart 25th, 2007 by admin | | 0 Comments
« Önceki Sayfa — Sonraki Sayfa »