Çocukların Göz Sağlığı

Hazırlayan: Dr. Ahmet Karakurt
Ankara Numune Hastanesi Göz Kliniği
Çocuklarda Göz Muayenesi
Göz muayenelerine genellikle hastanın şikayeti dinlendikten sonra görmesine bakılarak başlanır. Görme muayenesi hastanın tam uyumunu gerektirdiği için anne ve babalar çocuğun hangi yaşta göz muayenesine girebileceği ve bu muayenenin nerede yapılabileceği konusunda endişe duyarlar. Ülkemizde göz doktorları hem çocukları hem de erişkinleri muayene ve tedavi edebilecek şekilde yetiştirilir.

Göz muayenesinin belli bir yaşı yoktur. Şikayeti olan çocuk hangi yaşta olursa olsun muayene edilebilir. Çocuğun muayeneye izin vermediği durumlarda uyutucu, sakinleştirici ilaçlar kullanılır; bazı durumlarda ise genel anestezi verilerek muayenesi tamamlanır. Hiçbir şikayeti olmayan çocuğa 3-4 yaşlarına kadar en az bir defa göz muayenesi yapılması gerekir.

Muayenede ailelerin en çok merak ettiği konu çocuklarının görüp görmediğidir. Üç yaşın altındaki çocuklarda görme, uyum gerektirmeyen yöntemlerle tespit edilebilir ya da tüm muayene bulguları birleştirildiğinde çocuğun ne kadar gördüğü konusunda bir fikir edinilir. Üç yaşın üzerindeki çocuklar, ilgilenildiği takdirde E harflerini öğrenebilir ve bunların uçlarının ne yöne baktığı sorularak görme muayenesi yapılabilir. Bunun yanı sıra şekiller sorulabilir. Daha ileri yaşlardaki çocuklara erişkinlerde olduğu gibi harfler sorularak görme düzeyleri tespit edilir.

Çocuklarda gözlük muayenesi erişkinlerden farklı olabilir. Özellikle bebek ve küçük çocuklar ile uyumsuz büyük çocuklarda ilaç damlatıldıktan sonra retinoskop veya bilgisayarlı ölçüm aleti ile gözlük numarası tespit edilebilir. İlaçlı muayene gözün arka kısımlarının değerlendirilmesine de olanak tanır.

Gözbebeği Beyazlığı
Gözbebeği, gözün renkli kısmının ortasındaki siyah yuvarlaktır. Gözbebeğinin beyaz, gri veya sarı gibi siyah dışındaki bir renge dönüşmesi önemli hastalıkları gösterir.

Katarakt:  Çocukluk çağında doğuştan olabileceği gibi sonradan yaralanmalar, metabolik bozukluklar ve enfeksiyonlar gibi nedenlerle de meydana gelebilir ve beyaz gözbebeğinin en sık nedenlerindendir. Erken dönemde tespit edilip tedavi edilmezse kalıcı görme kaybı, şaşılık ve kontrolsüz göz hareketlerine neden olur.

Tümörler:  Pek çok iyi huylu tümörün yanısıra retinoblastom adı verilen kötü huylu tümör de gözbebeğini beyazlaştırır. Tedavisi göz ve görmenin korunmasından öte hayati önem taşır.

Enfeksiyöz ve iltihabi durumlar:  Değişik bakteriyel, viral veya paraziter enfeksiyonlar gözbebeğini beyazlaştırabilir.
Gelişimsel bozukluklar:  Gözün gelişimi ilaç, enfeksiyon, metabolik bozukluk, yaralanma veya erken doğum gibi herhangi bir nedenle  kesintiye uğrayacak olursa ciddi anormallikler meydana gelir.

Diğerleri: Gözün sinir tabakasının yerinden ayrılması, göz damarlarının bozuklukları, göz sinirinin anormallikleri, göz içine kanama olması gibi pek çok durum gözbebeğini beyazlaştırır.

Bir hastalığın, gözbebeği beyazlaştıktan sonra tespit edilmesi istenmeyen bir durumdur, erken tedavi başarıyı artırır. Gözbebeği beyazlaştıktan sonra ne kadar acele edilse de başarı kısıtlı olacaktır.

Şaşılık
Bakılan yere heriki gözün birlikte bakması gerekir. Gözlerden biri istenen hedefe bakarken diğeri başka yönlere bakıyorsa kişide şaşılık var demektir. Şaşılık her yaşta görülmekle birlikte çocukluk döneminde daha sıktır. Tek bir hastalık değildir. Değişik tipleri vardır.

Çocukluk döneminde meydana gelen şaşılıklarda çocuk genellikle bir gözünü tercih ederek çift görmeyi engeller. Tercih edilmeyen gözde ise tembellik gelişir. Göz tembelliği, tedavisi ancak çocukluk döneminde yapılabilen ciddi bir bozukluktur.

Çocuklarda en sık görülen şaşılık, içe kayma şeklinde olanlardır. Gözlerin dışa, yukarı veya aşağı doğru kaydığı şaşılıklar daha nadirdir. Her şaşılık, anne, baba veya yakınların anlayabileceği şekilde ileri düzeyde olmayabilir. Hatta bazı şaşılıklar basit bir muayene ile bile tespit edilemeyebilir ve ileri incelemeler gerekebilir.

Şaşılığı taklit eden durumlar da vardır. Bunlara yalancı şaşılık denir. Yalancı şaşılıklar genellikle göz çukurlarının anormalliği, asimetrisi, göz kapağı bozuklukları ve burun kökü basıklığı gibi durumlarda meydana gelebilir. Şaşılığı taklit eden bu durumların ayırıcı tanısı yapıldıktan sonra bir kısmında etkene yönelik tedavi yapılırken bir kısmında da çocuğun gelişimini takip etmekle yetinilecektir.

Toplumumuzda yaygın olan bir terim de gizli kayma ya da gizli şaşılıktır. Tıbbi olarak gizli kayma, normal durumda yokken belli testlerle ortaya çıkarılabilen kaymalar olarak açıklanabilir. Ayrıca çocuğun sağlıklı olduğu durumlarda görülmezken sıkıntılı veya hastalıklı zamanlarında ortaya çıkan kaymalar da olabilir.

Tipi ne olursa olsun her tip kayma önem taşır ve bir an önce teşhis edilerek tedavi ve takip planının yapılması gerekir.

Göz Tembelliği
Göz tembelliği, toplumda sık rastlanan, çok konuşulan, fakat az bilinen bir konudur. Farkedilmesi zordur ve farkedildiği zaman da genellikle tedavi aşamasını geçmiş olmaktadır.

Göz tembelliğini, en basit şekliyle gözün sinir tabakasını ve sinir yollarını tutan belirgin bir hastalığın olmamasına rağmen kişinin görmesinin herhangi bir şekilde artırılamaması olarak tanımlayabiliriz. Oluşum mekanizması, kullanılmayan sinirin atıl duruma geçmesi şeklindedir. Yani gözün öndeki kırıcı ortamlarından görüntü bir şekilde sinir tabakasına ulaşmaz ya da bulanık olarak ulaşacak olursa kişide göz tembelliği gelişir. Göz tembelliğine sebep olan durumların bir an önce ortadan kaldırılması ve görme sinirinin uyarılmaya başlanması gerekir.

Göz tembelliğinin sık görülen nedenleri şunlardır:
1. Şaşılık: İki göz ayrı ayrı yönlere bakıyorsa beyne iki ayrı görüntü gider ve çift görme meydana gelir. Çocuklarda bir şekilde bu durum engellenir. Beyin, gözlerden birinden gelen görüntüyü baskılar ve tek gözle görme sağlanır. Bu arada görüntüsü baskılanan gözde tembellik gelişmeye başlar.
2. Kırılma kusurları: İki göz arasında kırılma kusuru farkı fazlaysa, ya da iki gözde de yüksek astigmatizma, hipermetropi vb. kırılma kusurları varsa göz tembelliği gelişebilir.
3. Diğer göz hastalıkları: Bu grupta görme eksenini kapatan hastalıklar sayılabilir. Bunlar, kornea, iris, lens ve vitreus gibi gözün kırıcı ortamlarının kesiflik veya anormal pozisyonda olmaları ile ilgili hastalıklardır. En sık görülen tipi de kataraktlardır. Ayrıca göz kapağı hastalıkları da görme eksenini kapayarak göz tembelliği oluşturabilir.

Göz tembelliğinin tedavisi ilk 6 yaş içinde yapılmalıdır, 10 yaşından sonraki tedaviler yararlı değildir. Tedaviye ne kadar erken başlanırsa alınacak sonuç da o denli başarılı olacaktır. Tedavi iki basamaktan oluşur. Bunlardan biri göz tembelliğine yol açan faktörün diğeri de göz tembelliğinin kendisinin tedavisidir.

Gözde Çapaklanma ve Kanlanma
Gözlerde yanma, batma, kaşıntı, kanlanma ve çapaklanma gibi şikayetler genellikle konjonktivite bağlıdır. Bazen korneanın iltihapları da bu tip şikayetlere yol açabilir. Hatta kornea ve konjonktivanın iltihapları birlikte seyredebilir. Gözde bu tip şikayetlere neden olan üçüncü bir yapı ise kapaklardır.

Konjonktivanın iltihapları enfeksiyöz, alerjik, immünolojik, toksik veya travmatik olabilir. Enfeksiyöz olanlar bakteri, virüs ve parazitlere bağlıdır. Genellikle temizlik kurallarına uyulmadığı ve hastalıklı kişilerin eşyaları ortak kullanıldığı zaman meydana gelirler. Ayrıca genel durum bozukluğu da enfeksiyonlara yatkınlığı artırır. Bebeklik döneminde meydana gelen konjonktivitler çok şiddetli olabilir.

Alerjik kökenli olan konjonktivitler genellikle bahar aylarında ortaya çıkmakla birlikte tüm mevsimlerde de görülebilir. Kaşıntı ve sulanma ön planda olur. Bazı alerjik durumlar çok şiddetli seyredip görmeyi dahi bozabilir. Tedavileri zor olsa da ihmal edilmemeleri gerekir.

İmmünolojik, yani bağışıklık sisteminin bozukluklarıyla ilgili konjonktivitler daha çok yaşlılarda görülmekle birlikte çocuklarda da görülebilir ve ağır seyreder.

Toksik ve travmatik olan konjonktivitler ilaçlar ve kimyasal maddelere karşı gelişir.
Korneanın iltihapları keratit veya keratopati olarak adlandırılır. Bunlar da enfeksiyöz, immünolojik, alerjik, toksik veya travmatik olabilir. Korneayı tutan iltihabi durumların bir ayrıcalığı vardır. Uygun şekilde ve erken dönemde tedavileri yapılmazsa kesiflik meydana gelir ve bu kesiflik merkezi kısımları tuttuğu takdirde çocuğun görmesini etkiler. Ayrıca ilerlemiş kornea hastalığının tedavisi de daha zordur. Hatta göz, kornea nakli gibi çok ciddi bir ameliyata kadar gidebilir. Bu ameliyatta, ölü gözünden alınan saydam kornea kesifleşmiş olan hasta korneasının yerine dikilmektedir. Şüphesiz bu ameliyat sorunlardan arınmış, kornea hastalığının mutlak çözümü olan bir tedavi yöntemi değildir. Ameliyata ait sorunların yanısıra meydana gelmiş veya gelmesi muhtemel göz tembelliğinin de tedavisi gerekir.

Son olarak göz kapağının iltihapları da gözde yanma, batma, kanlanma ve çapaklanma gibi şikayetler yapabilir. En belirgin özellikleri ise kirpik diplerinde kepeklenme, kirpiklerde dökülme ve kapak kenarında kızarıklıktır. Göz küresi yüzeyinde de ikincil sorunlar meydana getirebilirler.

Gözde Sulanma
Çocuklarda, özellikle de bebeklik döneminde konjonktivitler, kornea ve kapak hastalıkları, yabancı cisimler ve konjenital glokom gibi durumlar sulanma meydana getirebilir, ama gözde sulanma asıl olarak göz yaşı kanalının tıkanıklıklarının veya darlıklarının tipik belirtisidir. Bazen bu sulanma mikrobik bir hal alır ve çapaklanma meydana gelebilir. Burun köküne basıldığında iltihabi sıvılar çıkabilir. Bu durum ilk bir yaş içerisinde anne-babalar için sıkıntılı bir durum oluşturur, fakat genellikle bu sürenin sonunda kanal açılır ve çocuğun şikayetleri kaybolur. Bu dönem içerisinde kanalın açılmasını kolaylaştırmak için burun köküne masaj önerilebilir. Çapaklanmanın çok olduğu dönemlerde antibiyotik damlalar kullandırılır. Enfeksiyon, göz ve çevresindeki dokuları içine alacak şekilde artarsa daha yoğun bir tedavi gerekebilir.

Bir yaşın sonunda kanal hala açılmamış ise genel anestezi altında sondalama yapılır. Sondalama işlemi başarısız olduğu takdirde birkaç defa tekrarlanabilir. Buna rağmen kanal açılmazsa 3-4 yaşlarını geçtikten sonra cerrahi tedavi gerekir.

Doğuştan Göz içi Basınç Yüksekliği
Erken müdahale edilmediğinde kalıcı körlüğe yol açan ciddi bir bozukluktur. Daha bebeklik döneminde ışıktan etkilenme, gözde sulanma, gözleri kısma ve kırmızı göz gibi şikayetler meydana getirir. Kornea dediğimiz gözün ortasındaki saydam yapı büyür ve kesifleşmeye başlar. Göz içi basıncı tek taraflı arttığında korneadaki büyüme daha belirgin olarak izlenir.

Göz içi basıncı yüksek seyretmeye devam ederse korneada çatlaklar oluşur, görme sinirinde de çukurlaşma meydana gelir. Yani sinir hücreleri ölür ve bunların fonksiyonları bir daha geri getirilemez.

Bebeklerde bu göz içi basınç yüksekliğini taklit eden ya da göz içi basınç yüksekliğine eşlik eden pek çok anormallik bulunur. Bu durumların tespiti için genel anestezi altında muayene gerekir, göz içi basınç yüksekliği doğrulanırsa bunun tedavisi cerrahidir.

Az Gören Çocuk
Az gören çocuğun bir miktar görmesi vardır, fakat bu görme ihtiyaçlarını karşılayacak düzeyde değildir. Görme ilaçla, cerrahi ile veya gözlükle artırılamaz. Görmenin ihtiyaçlarını karşılayabilecek düzeye getirilebilmesi için özel cihazlar ve bunları kullanabilmek için de rehabilitasyon gerekir.

Az gören çocuklar, özellikle okula başladıkları zaman yardıma ihtiyaç duyarlar. İyi göremedikleri için derslerde başarısız olabilirler. Özel cihazlarla da yeterince yardım sağlanamazsa görme özürlülere yönelik okullara gönderilmeleri gerekebilir.

Bu çocukların görme rehabilitasyonunda kullanılan cihazlar büyüteçler, teleskop gözlükler ve kapalı devre televizyon sistemleridir. Uygun cihaz seçimi yapıldıktan sonra cihazın kullanımı öğretilir ve pratik yaptırılarak daha seri kullanması sağlanır. Cihaz kullanımının yanısıra ortamın ışığı artırılarak, büyük puntolu kitaplar sunarak ve çevresinde ihtiyacı olan şeylerin yazılarını daha belirgin hale getirerek hayatları kolaylaştırılabilir.

Az gören çocuklara yardım, belli göz doktorlarının ve merkezlerin ilgi alanını oluÅŸturmaktadır. “Az gören”, “kör” demek deÄŸildir. Az gören kiÅŸinin kalan görmesi bir ÅŸekilde deÄŸerlendirilmeye çalışılır. Kör olan kiÅŸiler için ise diÄŸer duyu sistemlerinin kullanılması gerekir. Yani körlerin rehabilitasyonu da tamamen ayrı bir konudur.
İnsanlar az gördüğü veya kör olduğu zaman göz doktorlarıyla olan irtibatları kesilmez. Çünkü göz sadece görme organımız değildir. Göz, aynı zamanda estetiğimizin bir parçasıdır. Görmeyi azaltan veya kaybettiren hastalık ne ise takibi yapılmadığı takdirde göz küresinin de kaybına yol açabilir. Göz küresinin alınması ve estetiğin yeniden sağlanması için protez uygulaması zor işlemler olup görmese de göz küresinin yerinde kalması daha tercih edilecek bir durumdur.

BaÅŸ Pozisyonu
Nöropsikiyatrik hastalıklar, enfeksiyonlar, kulak, kas ve kemik hastalıkları yanısıra gözdeki bozukluklar da baÅŸ pozisyonu oluÅŸturabilir. “BaÅŸ pozisyonu” demek çocuÄŸun başını düz tutmak yerine yukarı, aÅŸağı, saÄŸa, sola veya ileri tutmayı tercih etmesidir. Genellikle ciddi bir durum olup sebebinin bulunarak tedavisinin yapılması gerekir. AÅŸağıda gözle ilgili baÅŸ pozisyonu oluÅŸturan bazı bozukluklar listelenmiÅŸtir:

- Şaşılıklar
- Göz kası felçleri
- Göz hareketlerini denetleyen beyindeki merkezlerin bozuklukları
- Nistagmus (gözlerde titreşim)
- Görme alanı defektleri
- Tek gözde görme kaybı
- Uygun şekilde düzeltilmeyen kırılma kusurları
- Üst göz kapağı düşüklüğü
- Işığa karşı aşırı duyarlılık

Nistagmus
Gözlerde sağa-sola, yukarı-aşağı veya dönme tarzında titreşimler meydana gelmesine nistagmus denir. Hasta, bu hareketleri kontrol altına alamaz. Daha çok kas hareketlerini kontrol eden merkezlerin bozukluğu olmakla birlikte bazen görme azlığı yapan katarakt, albinizm, glokom ve göz sinir tabakası bozukluklarına işaret edebilir. Tedavisinde her ne kadar cerrahi girişim yapılsa da sonuçlar yüz güldürücü olmadığı için özellikle görme azlığına bağlı gelişen tiplere karşı önceden tedbir almak gerekir.

DiÄŸerleri
Göz kapakları, gözün çevresindeki dokular, görüntüyü beyne ileten sinir yolları ve görme ile ilgili beyin alanlarının hastalıkları çocuklarda görülebilir. Göz kapak ve çevre dokularının hastalıkları hemen kendini belli edeceği için tedavide geç kalınma kaygısı daha azdır. Görme yolları ve beynin görme yolları ile ilgili merkezlerinin tedavisi sinir hastalıkları ve göz doktorunun ilişki içinde çalışmasını gerektirir.

Üveit denilen göziçi iltihabı da çocuklarda görülebilir ve tedavisi yapılmadığı takdirde ciddi sonuçlar doğurur. Bu hastalığın bazen bünyedeki diğer hastalıklara eşlik etmesi nedeniyle romatizma, cilt hastalığı ve iç organ hastalıkları olan çocukların şikayetleri olmasa bile göz doktorunun kontrolünden geçirilmesi gerekir.

Posted in bebeklerin sağlığı on Ağustos 28th, 2007 by admin | | 0 Comments

Çocuklarda Pasif İçicilik

Hazırlayan: Dr. Vildan Mevsim
Halk Sağlığı Uzmanı - Bornova Sağlık Grup Başkanlığı

Sigara içen kişi yalnızca kendine zarar vermekle kalmaz, içtiği sigaranın dumanından etrafındaki kişiler de zarar görür. Pasif içicilik, kendi istemleri dışında, kişilerin kapalı alanlarda içilen sigara dumanlarını solumalarıyla ortaya çıkan durumdur.Sigara dumanı toksik ve kanserojeniktir. insan yaşamının önemli bölümü (0;080) kapalı yerlerde geçmektedir. Kapalı ortamların da en önemli kirleticisi sigara dumanıdır. Sigara dumanı ile kirlenen kapalı ortamları normal havalandırma ya da bina içi hava filtrasyonları ile temizlemek olası değildir. Bu ortamların havalarının temizlenebilmeleri için, normal filtrasyonların ventilasyonunu 200 kat daha arttırmak gereklidir. Pasif içicilikle ilgili yapılan birçok çalışmada sigara içilen ortamlarda bulunan kişilerin sigara içmeseler bile, sigara içen kişiler kadar etkilendikleri ortaya konmuştur. Kişilerin sigara ile en sık karşılaştıkları kapalı ortamlar ev ve işyerleridir. Kişilerin sigaradan etkilenmeleri; ev ortamlarında, ev içinde içilen sigara miktarı ile, iş yaşamında ise dumanı ortamda yaşamak zorunda kaldıkları süre ile bağlantılıdır.

Çocuk daha doğmadan önce anne karnında iken sigarayla tanışmaktadır. Çalışmalarda sigaranın anne karnında solunum sisteminin yapısal oluşumunu ve işlevlerini kötü yönde etkilediği gösterilmiştir. Bu etkiler özellikle kız bebeklerde daha fazladır. Bunun nedeni olarak da sigara içen annelerde kan kortizol ve dihidroepiandrosteron düzeylerinin yükseldiği, bunun da bebeklerin akciğerlerinin maskulizasyonla karşılaşmalarına neden olduğu, buna bağlı olarak da daha dar hava yollarının oluştuğu gösterilmiştir. Anatomik yapı bozukluğunun yanında işlevsel olarak da bozukluklar saptanmıştır. Anne karnında sigara ile karşılaşan çocuklar bu nedenlerden dolayı doğduklarında wheezing ve astım riski ile daha çok karşı karşıyadırlar. Bu çocuklarda yaşamlarının ilk yıllarında, bronşiolit ve bronşit gibi hastalıklarla karşılaşmadan bile, akciğer işlevlerinde azalmalar saptanmıştır.

DoÄŸumdan sonra, öncelikle anne babanın ve belki de evdeki diÄŸer aile büyüklerinin içtikleri sigarının dumanı ile karşılaşır. Büyüdükçe örnek aldığı eriÅŸkin davranışlarından edindiÄŸi sigara içme alışkanlığı ile yaÅŸamını sürdürür. Çalışmalar her dört çocuktan üçünün evde sigara dumanı ile karşı karşıya kaldığını göstermiÅŸtir. Sürekli sigara içilen ortamlarda bulunan çocuklar sigara içmeyi normal davranış olarak gördüklerinden, çok erken yaÅŸta sigaraya baÅŸlamaktadırlar. Bugün dünyada sigaraya baÅŸlama yaşı 10-12′dir. Her gün yaklaşık 5.000 çocuk sigaraya baÅŸlamaktadır.

Birçok çalışma pasif içiciliğin özellikle ilk 2 yaşta akut solunum sistemi hastalığı (Iarenjit, trakeit, bronşit, pnömoni) sıklığını arttığını göstermiştir.
Özellikle her iki ebeveynin sigara içicisi olmasının bu riski iki kat arttırdığı saptanmıştır. Sigara maruziyeti 0-11 aylık bebekleri ciddi olarak, 1-4 yaş grubu çocukları ise daha az etkilemektedir.

Pasif içiciliÄŸe baÄŸlı pnömoni ve bronÅŸiolit sonucu hastaneye yatma sıklığı da artmıştır. Ayrıca bu hastalıklardan hastaneye yatırılarak tedavi olma gerekliliÄŸi 5 yaÅŸa kadar yükselmiÅŸtir. İsrail’de 10.672 bebekte yapılan bir çalışmada sigara içmeyen annelerin bebeklerinde oluÅŸan 100 bronÅŸit ve pnömoni olgusunun % 9.5′inin, sigara içen annelerin bebeklerinin ise % 13.1 ‘inin hastaneye yatırılarak tedavi’ edildiÄŸi saptanmıştır. Annenin içtiÄŸi sigara sayısı arttıkça bebeklerin hastaneye baÅŸvuru ve yatış sayıları da artmaktadır. Anneleri günde bir paketten fazla sigara içen bebeklerde ise hastaneye yatma oranı % 31.7 olarak bulunmuÅŸtur. Bunun yanında aileleri sigara içen çocuklarda günlük aktivitelerinin daha kısıtlandığı ve hastalık nedeniyle daha çok yatak istirahatı yapmak zorunda kaldıkları gösterilmiÅŸtir.

Ailesi sigara içen çocuklarda akciğer işlevlerinde geri dönülmez yıkımlar olmaktadır. 7.834 çocuk üzerinde yapılan bir çalışma; annenin artan sigara içiciliğinin çocukların zorlu vital kapasitelerini (FEV1) düşürdüğünü ve süregiden maruziyetin akciğer gelişimini azalttığını göstermiştir. Akciğer gelişiminin azalmasının ileri yaşamda bu kişilerin obstrüktif akciğer hastalığına yakalanmaları için temel hazırlayıcı olduğu belirtilmektedir. Bu çocukların ana babalarından örnek alarak ileri yaşamlarında birer sigara içicisi olacakları da göz önünde bulundurulduğunda obstrüktif akciğer hastalığı konusundaki risk daha da artmaktadır. Çocuklarda görülen kronik wheezing, öksürük ve balgam gibi belirtiler ailenin sigara içmesi durumunda, evde sigara içen kişi sayısına bağlı olarak % 30 ile % 80 artmaktadır.

Pasif içici olan çocuklarda özellikle effüzyonlu orta kulak enfeksiyonlarında artış saptanmıştır. Deneysel çalışmalar, duman maruziyetinin solunum sisteminde yer alan goblet hücrelerinde hiperplaziye ve mukus sekresyon artışına neden olduğunu göstermektedir. Özellikle üst solunum yolu enfeksiyonu geçirildiği dönemde sigara dumanının östaki borusunda işlevsel obstrüksiyonun oluşmasını kolaylaştırması, çocuklarda effüzyonlu otitis mediaya neden olmaktadır. Bazı hayvan deneylerinde kısa süreli sigara dumanı maruziyeti sonucunda siliostasis ve mukosilier aktivitede azalma olmuştur. Sigara dumanının silier işlevleri bozması ile orta kulak enfeksiyonlarının oluştuğu savunulmaktadır.

Orta kulak enfeksiyonlarının oluşmasında sigara dumanının etkisini açıklayan bir diğer mekanizma ise, viral enfeksiyonların sigara dumanı ile birlikte solunum sisteminin fagositik anti bakteriyel özelliğini yitirmesine neden olduğu biçimindedir.

Sık geçirilen effüzyonlu orta kulak enfeksiyonlarının sağırlık gibi bir komplikasyonunun olması özellikle 0-4 yaş grubu çocukları sigara dumanından korumanın ne kadar önemli olduğunu ortaya koyar. Orta kulak enfeksiyonları sık karşılaşılan bir hastalık olmasına karşın sigara dumanına maruz kalmanın engellenmesiyle otit görülme sıklığının azaltılabilir olması, önemli bir başarıdır.

Ailelerin sigara içme durumları ile çocuklarda görülen kanserler arasında bağlantı olduğuna ilişkin kesin kanıtlar olmamakla birlikte, bazı çalışmalar anne ve babanın sigara içmesinin özellikle annenin gebelik döneminde sigara içmesinin çocukta beyin tümörleri ve rabdomyosarkom görülme riskini arttırdığını, çocuklukta sigara dumanı maruzuyetinin lösemi riskinin artmasına neden olduğunu göstermektedir.
Dünya Sağlık Örgütü sigara içen bir kişinin kendi sağlığı için yapabileceği en önemli girişimin sigarayı bırakmak olduğunu duyurmuştur. Sağlıklı kuşaklar yetiştirebilmek ve çocuklarımızı koruyabilmek için sigarayı bırakma, ve sigara içen kişileri de bırakmaya teşvik etmeliyiz.

Posted in bebeklerin sağlığı on Ağustos 28th, 2007 by admin | | 0 Comments

Diabetli Çocukların Hakları

Hazırlayan:Prof. Dr. Şükrü Hatun
Kocaeli Üniversitesi Tıp Fakültesi
Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı, Endokrinoloji ve Diyabet Bilim Dalı Başkanı

Bütün çocuklar gibi diyabetli çocuklar da büyüyen ve büyüdükçe ihtiyaçları değişen varlıklardır. Onlar da yaşıtları gibi oynamak, eğlenmek, derslerinde başarılı olmak, spor yapmak, üniversiteye gitmek, sağlıklı erişkinler olmak, iş bulmak, evlenmek ve çocuk sahibi olma hakkına sahiptir. Yine bütün çocuklar gibi onlar da kendi ihtiyaçlarını kendileri gideremez; her bakımdan ailerine ve yaşadıkları topluma bağımlıdırlar.

Bu benzerliklere rağmen diyabetli çocukların diğer çocuklara göre çok farklı tıbbi, psikolojik, sosyal ve duygusal ihtiyaçları bulunmaktadır:

1. İnsülin diyabetli çocuğun yaşamını sürdürebilmesi için gerekli bir ilaçtır. Bu nedenle her koşulda bütün diyabetli çocuklara sürekli ve yeterli insülin sağlanmalıdır.

2. İnsülin tedavisinin doğru planlanabilmesi ve daha önce değinilen yoğun diyabet tedavisinin uygulanabilmesi için evde kan şekeri bakılması gereklidir. Bu nedenle bütün diyabetli çocuklara glükometre ve kan şekeri ölçüm çubuklarının yeterli miktarda sağlanması gereklidir.

3. Diyabetli çocukların bakımı ve izlemi onların değişen ihtiyaçlarına duyarlı, yeni tıbbi bilgi ve teknolojiye sahip merkezlerde yapılmalıdır. Bu merkezlerde hekim, diyabet hemşiresi, diyetisyen ve psikologdan oluşan bir diyabet bakım ekibi ile hizmet verilmelidir. diyabetli çocuklara sürekli kendi hekimleri ile ilişki kurma imkanı sağlanmalıdır. Yine bu merkezlerde diyabet komplikasyonlarının erken saptanması ve tedavisini sağlamak üzere göz hekimleri , nefrologlar ve nörologlar ile sıkı bir işbirliği olmalıdır.

4. Yoğun diyabet tedavisinin en önemli unsuru olan diyabet eğitimi hem hastalar hem de aileler için sürekli olmalıdır. diyabetli çocuklar her türlü eğitim materyaline kolayca ulaşabilmelidir. diyabetli çocuklara kendi tedavilerini kendilerinin ayarlayabilme becerisi kazandırılmalıdır.

5. Bütün Dünya’da diyabet eÄŸitiminin vazgeçilmez parçası olan diyabet kamplarına isteyen bütün çocukların katılmaları saÄŸlanmalıdır.

6. diyabetli çocukların okul yaşamlarında karşılaşabilecekleri güçlükler ve kan şekeri düşmesi gibi sorunlar nedeniyle öğretmenler ve okul yöneticileri diyabet konusunda eğitilmelidir.

7. diyabetli çocuklara yönelik sosyal ayırımcılığın önlenebilmesi açısından toplum eğitimine önem verilmelidir.

8. diyabetli çocukların okul hayatlarını sürdürebilmeleri, sosyal ve kültürel faaliyetlere katılabilmeleri ve iş bulabilmeleri için toplumsal yardım yapılmalıdır.

9. diyabetli çocuk aileleri sosyal, ekonomik ve emosyonel yönden desteklenmelidir.

Yakın zamanda TBMM’ce onaylanarak yürürlüğe giren “Çocuk Haklarına Dair SözleÅŸme”nin 24′üncü maddesinin ilk fıkrası şöyledir: “Taraf devletler, çocuÄŸun olabilecek en iyi saÄŸlık düzeyine kavuÅŸma, tıbbi bakım ve rehabilitasyon hizmetlerini veren kuruluÅŸlardan yararlanma hakkını tanırlar. Taraf devletler, hiçbir çocuÄŸun bu tür tıbbi bakım hizmetlerinden yoksun bırakılmamasını güvence altına almak için çaba gösterirler”. Bu maddeye göre bütün diyabetli çocuklara daha önce deÄŸinilen yoÄŸun diyabet tedavisi imkanlarının saÄŸlanması gereklidir. Benzer ÅŸekilde Dünya SaÄŸlık Örgütü(WHO) ve Uluslararası Çocuk ve Adolesan diyabeti BirliÄŸi (ISPAD), yukarıda belirtilen hakların bütün diyabetli çocuklara saÄŸlanması üzerinde önemle durmaktadır.

Çocuklar kendi hakları için mücadele etme imkanlarından yoksundur. Bu nedenle yukarıda belirtilen hakların diyabetli çocuklara sağlanması devletin ve toplumun sorumluluğudur. Bunun için tıbbi, sosyal, yönetimsel ve endüstriyel her türlü çaba gösterilmelidir.

A. Tip 1 diyabetli çocukların tedavi ihtiyaçlarının karşılanması için yapılan Çalışmalar

TİP 1 DIYABET tedavisinde kullanılan ilaç ve tıbbi malzemeler şunlardır:

    * İnsülin
    * Glukagon
    * İnsülin enjektörü veya insülin kalemi
    * Kan şekeri ölçme aleti
    * Parmak delme aleti ve uçları
    * Kan şekeri stripti
    * İdrar şekeri ve/veya ketonu stripti

Yakın zamana kadar ülkemizdeki sosyal güvenlik kuruluÅŸları (Emekli Sandığı, Sosyal Sigortalar Kurumu, BaÄŸ-Kur) diyabetliler için ücretsiz olarak yalnızca insülin ve glukagonu saÄŸlıyordu. Ülkemizde diyabet çalışmalarının “Ulusal diyabet Programı” çerçevesinde 1995′den itibaren yoÄŸunlaÅŸmasıyla birlikte kan ÅŸekeri kontrolü bakımından önemli baÅŸlıca iki konu kamuoyunun gündemine getirildi. Bunlardan ilki ihtiyacı olan bütün hastalara ücretsiz insülin saÄŸlanması, ikincisi ise diyabet eÄŸitimi ile birlikte kendi kendine bakımın ön ÅŸartı olan evde kan ÅŸekeri ölçümünün yagınlaÅŸtırılması. BaÅŸta diyabetli çocuklar olmak üzere insülin kullanan bütün diyabetlilerin sorunları 1995′den sonraki diyabet aktivitelerinde ve Ulusal diyabet Programı Danışma Kurulu toplantılarında tartışıldı. Dünya SaÄŸlık Örgütü St Vincent Bildirgesi ve Uluslararası Çocuk ve Adolesan diyabetikler BirliÄŸi (ISPAD)’ın KOS Bildirgesi hedefleri doÄŸrultusunda hazırlanan öneriler SaÄŸlık Bakanlığı aracılığıyla yetkililere iletildi. Resmi düzeydeki giriÅŸimlerin yanısıra diyabet örgütleri konuyu popülerize etmek için çeÅŸitli aktiviteler düzenledi. Bu amaçla;

    *      Türkiye diyabet Tedavi ve EÄŸitim Vakfı tarafından 14 Kasım 1996′da CumhurbaÅŸkanı Süleyman Demirel’in de katılımı ile toplantı yapıldı ve diyabetlilerin hakları bir panelde tartışıldı.
    *      Gazeteci İsmet Solak Hürriyet Gazetesindeki köşesinde sürekli diyabetlilerin sorunaarını işledi ve özellikle maliye bakanlığı düzeyinde etkili girişimlerde bulundu
    *      Yine Türkiye diyabet Tedavi ve EÄŸitim Vakfı tarafından diyabetlilerin sorunlarına dikkat çekmek amacıyla 16 Kasım 1996′da BoÄŸaz Köprüsünde yürüyüş düzenlendi.
    *      Diyabet AraÅŸtırma ve Uygulama DerneÄŸi İzmit Åžubesi 6 Aralık 1996′da 30 kadar diayabetli çocuk ve ailesi birlikte CumhurbaÅŸkanı Sülyman Demirel ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Necati Çelik’i ziyaret ederek diyabetli çocukların taleplerinin içeren bir dosya sundu,
    *      14 Mayıs 1997′de ve 25 Ekim 1997′de diyabet örgütleri tarafından ” diyabetliler haklarını istiyor” isimli toplantılar yapıldı.
    *      Diyabet AraÅŸtırma ve Uygulama DerneÄŸi İzmit Åžubesi tarafında kan ÅŸekeri ölçüm striplerinin ödenmesi konusunda SSK aleyhine iki çocuÄŸu da diyabetli olan Hüsamettin Çetin adına dava açıldı ve bu dava 13.10.1997′de kazanıldı; SSK’nın itirazına raÄŸmen yargıtay tarfından onaylandı ( Bu davanın belgeleri ekler kısmaında bulunmaktadır)
    *      Çocuk ve Adolesan diyabetikler Derneği, Türk diyabet Cemiyeti, diyabetli Gençler Derneği gibi örgütler de düzenledikleri çeşitli toplantılarda konunun gündemde kalmasını sağladılar.

B.Tip 1 diyabet tedavsinde kullanılan ilaç ve malzemelerin sağlanması konusunda Sosayl Güvenlik Kuruluşlarının yükümlülükleri

1. İnsülin ve glukagon,

Ülkemizdeki bütün sosyal güvenlik kuruluÅŸlarınca insülin ve ağır kan ÅŸekeri düşüklüğü tedavisinde kullanılan glukagon “hayati ilaç” olarak kabul edilmekte, dolayısıyla %20 katkı payı alınmaksızın hastalara verilmektedir. Hastaların bu hakkı kazanmaları için durumlarını bildirir saÄŸlık kurulu raporu almaları gerekmektedir.

Ülkemizde sosyal güvencesi olmayan diyabetli çocukların insülin ve glukagon ihtiyaçları çoğunlukla valilik veya kaykmakamlık bünyesinde çalışan Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Fonlarınca karşılanmaktadır. Bu fonlardan yararlanmak için de sağlık kurulu raporu alınması gerekmektedir. Sağlık Bakanlığı Tedavi Hizmetleri Genel Müdürlüğü 1995 yılında Valiliklere gönderdiği bir genelge ile sosyal güvencesi olmayan diyabetli çocukların tedavi ihtiyaçlarının Sosyal Yardımlaşma Fonlarınca karşılanmasını istemiştir. Bu genelgeye ragmen illerdeki uygulamalar yöneticilerin duyarlılıklarına göre değişkenlik göstermektedir. Hem diyabetli,çocukların hem de benzer sorunu olan diğer hastların sorununu çözmenin en iyi yolu yeşil kart yasasında değişiklik yapılarak bu tür hastaların ayatktan tedavi giderlerinin de yeşil kart kapsamına alınmasıdır. Yakın zamanda Sağlık Bakanlığı bu doğrultuda teklif hazırlamış fakat yasa haline gelmesi mümkün olmamamıştır.

2. Kan şekeri ölçüm aleti, kan şekeri ölçüm çubuğu, idrar şeker ve/veya keton çubuğu

Mayıs 1999 itibari ile ülkemizdeki sosyal güvenlik kuruluÅŸları kan ÅŸekeri ölçüm aleti vermemektedir. Bununla birlikte son 3- 4 yıldaki çabalar sonucunda diyabetl çocuklar düzenli izlem için gerekli olan daha sık kan ÅŸekeri ölçme imkanına kavuÅŸmuÅŸlardır. Bu konudaki ilk adımı 26.11.1997 tarihli genelge ile SSK Genel Müdürlüğü atmış ve “TİP 1 DIYABETli çocuklar ile dikkatle seçilmiÅŸ eriÅŸikin hastalara” iki ayda 50′lik bir kutu kan ÅŸekeri ölçüm çubuÄŸu ile yılda bir 50′lik idrar ÅŸeker+keton çubuÄŸu verilmesini kararlaÅŸtırmıştır. Daha sonra yapılan giriÅŸimler sonucu SSK Genel Müdürlüğü 24.3.1999 tarihli genelgesi ile “heyet raporu ile gerekli görüldüğü takdirde” TİP 1 DIYABETli çocuklara verilecek kan ÅŸekeri ölçüm çubuÄŸu sayısını en fazla ayda 100 adet olmak üzere yenden düzenlemiÅŸtir. Bu yeni genelgede “dikkatli seçilmiÅŸ eriÅŸkin hastalara ortalama iki ayda 50′lik bir kutu strip” verilmesi öngörülmektedir. SSK’nın saÄŸladığı bu imkandan yararlanmak için diyabetli çocukların hangi kurumda izlenirse izlensinler baÄŸlı bulundakları bölgedeki SSK EÄŸitim Hastanesi ( İzmirde Tepecik SSK Hastanesi, Ankara’da Dışkapı SSK Hastanesi, İstanbul’da Göztepe SSK Hastanesi gibi..) Çocuk Endokrin ünitelerine baÅŸvurmaları ve onların düzenlediÄŸi saÄŸlık kurulu raporunu ve diyabet karnesini almaları gerekmektedir. Bu belgeler alındıktan sonra yerel SSK saÄŸlık kurumları kan ÅŸekeri ölçüm çubuklarını karşılamaktadır. SSK’nın konuyla ilgili genelgeleri ekler kısmında yer almaktadır.

Memurların bakmakla yükümlü olduÄŸu TİP 1 DIYABETli çocuklarına kan ÅŸekeri ölçüm çubuÄŸu saÄŸlanması 11.3 1998 tarihli Resmi gazetede Maliye Bakanlığı’nca yayınlanan genelge ile saÄŸlandı. Bu genelgeye göre kan ÅŸekeri ölçüm aletlerini kendileri temin etmeleri koÅŸuluyla 18 yaşın altındaki diyabetli çocuklara ayda 30 adet kan ÅŸekeri ölçüm çubuÄŸu verilmesi gerekmektedir. Memurların bu haktan yararlanabilmeleri için Tıp fakültelerinin pediatrik endokrinoloji ve metabolizma veya diyabet bilim dallarından veya ilgili uzmanları bulunan SaÄŸlık Bakanlığı eÄŸitim hastanelerinden saÄŸlık kurulu raporu almaları gerekmektedir. Bu raporda “kendi kendine veya yakınlarınca kontrol yeteneÄŸi kazanmıştır” ibaresinin yeralması ve saÄŸlık karnelerine her ay alınan ölçüm çubuklarının kaydettirilmesi istenmektedir. Son olarak BaÄŸ-Kur Genel Müdürlüğü de 1.12.1998 tarih ve 301770 sayılı bir genelge ile “onsekiz yaşından küçük TİP 1 DIYABETli çocuklara kan ÅŸekeri ölçüm cihazlarını kendileri temin etmesi koÅŸuluyla” ayda 30 adet kan ÅŸekeri ölçüm çubuÄŸu verilmesini saÄŸlamaıştır. BaÄŸ-Kur kapsamındaki sigortalıların da bu haktan yaralanabilmeleri için devlet menmurlarına benzer rapor alması gerekmeketdir. Herhangi bir sosyal güvencesi olmayan ve muhtaç durumdaki diyabetli çocukların kan veya idrar ÅŸekeri ölçüm çubukları Sosyal YardımlaÅŸma ve Dayanışma Fonu yoluyla saÄŸlanabilmekte, bu konudaki uygulamalar ise illere göre deÄŸiÅŸmektedir.

3. İnsülin enjektörü /insülin kalemi ve uçları

Genel olarak insülin enjektörleri “enjeksiyon yoluyla yapılan ilaçlarla birlikte enjektör verilmesi” yönündeki uygulama nedeniyle sosyal güvenlik kuruluÅŸalrınca karşılanmakatadır. Aynı ÅŸekilde kalem enjkektör kullanan hastaların kalem enjektör uçları da saÄŸlanmaktadır. Bununala birlikte BaÄŸ-Kur dışındaki sosyal güvenlik kurumları insülin kalemi bedelini ödememektedir. Sosyal güvencesi olmayan hastalar ise ya kendileri ya da Sosyal YardımlaÅŸma ve Dayanışma Fonları yoluyla ihtiyaçlarını karşılamaktadırlar.

Posted in bebeklerin sağlığı on Ağustos 28th, 2007 by admin | | 0 Comments

« Önceki SayfaSonraki Sayfa »
Latest entries
Search

Categories

  • Ailemiz (10)
  • Allerjiler (347)
  • Annelik (145)
  • Ağız ve DiÅŸ (91)
  • Çocukların SaÄŸlığı (524)
  • Üroloji SaÄŸlık (35)
  • Bütün Hastalıklar (685)
  • bebeklerin saÄŸlığı (218)
  • Cilt Problemleri (81)
  • Cinsellik ve SaÄŸlık (435)
  • Dahiliye Kısmı (114)
  • Erkekler (135)
  • Estetik Tedavisi (57)
  • Farklı Yöntemler (424)
  • Fizik Tedavileri (54)
  • Göz ve SaÄŸlık (205)
  • Göğüs Hastalıkları (29)
  • Güzellik Bölümü (758)
  • Hamilelik ve Gebelik (413)
  • ilk yardım bölümü (64)
  • Kadınlar (417)
  • Kalbimiz SaÄŸlık (177)
  • Kanser Bölümü (188)
  • Kulak Burun BoÄŸaz (100)
  • Medikal Bilgileri (818)
  • Medikal Duyuru (20)
  • Medikal Haber (39)
  • Medikal Sözlük (27)
  • Nöroloji Bilgisi (95)
  • Ortopedi Bilgisi (61)
  • Psikiyatri Bölümü (184)
  • Sancı (24)
  • SaÄŸlıklı Saçlar (65)
  • Spor Bölümü (99)
  • Zayıflama (488)
  • Zührevi Hastalıklar Bölümü (26)
  • Åžeker Hastalığı (184)

  • Archives

  • Aralık 2007
  • Kasım 2007
  • AÄŸustos 2007
  • Temmuz 2007
  • Haziran 2007
  • Mayıs 2007
  • Nisan 2007
  • Mart 2007
  • Åžubat 2007
  • Ocak 2007

  • Dost Siteler 2

  • Subscribe to RSS feed
    Page 7 of 26« BirinciSayfa...«3456789101112»...SonSayfa »
    saglik
    eXTReMe Tracker
    Sağlıksal Sağlıkpenceresi diyet astroloji FizikTedavi intaniye RomatizmA doktor KanseR estetik Yemek Tarifi site ekle